Dr. Carl Jung’un psikolojisini birçok modern psikoloji okullarından ayıran özellik onun insan zihninde ruhani deneyime bir yer açmasıydı. O, bunun insan psikolojisi için sağlıklı olduğunu ve realiteden kopmak anlamına gelmediğini savunur.
Jung o dönemde çekinerek de olsa astrolojinin bir savunucusu idi. Birçok “Psikolojik Astroloji” ile uğraşan arkadaşlarım halihazırda “Jungian” titrini almiş durumda. Benim astrolojiye olan ilgimde onun bu ilgisini öğrendikten sonra başlar. Carl Jung ve astroloji yazısı için tıklayınız
Freud’un ortaya attığı ‘kişisel bilinçdışı” kavramına Jung, “kollektif bilinçdışı’ nı eklemiştir. Kişisel bilinçdışını kompleksler yönlendirirken, kolektif bilinçdışını “arketipler” şekillendirir. Arketip, içgüdüsel davranış ve algılama biçimleridir ve bunların izini rüyalarımızda ve mitolojik hikayelerde bulabiliriz.
Dr. Jung, psikoanalizde seks güdümüne Freud’dan daha az yer verir çünkü bilinçdışının esas işlevinin kişisel bütünlük ve bütün karakter fonksiyonlarının dengesi olan “bireyleşme (individuation)” ye ulaşmak amacında olduğunu düşünür. Bütün humanistik psikologların iddia edeceği gibi bilinçdışı sadece patalojik bir güç değil, sağlık ve yaşamsal enerji için gerekli olan bir etmendir. Jung , bilinçdışının hem iyi hemde şeytanca güdümleri olduğunu iddia eder.
Dr. Jung, insanların özünde bütün olduğunu fakat çoğumuzun önemli parçaları ile ilişkimizi kopardığından bahseder. Rüyalarımızdaki mesajları anlamak, Jungian analist tarafından yönledirilen aktif hayal etme gibi yöntemler ile kopmuş olduğumuz parçalarımız ile yeniden birleşebiliriz. Eğer kendimizin diğer insanlardan farklı olduğunu anlarsak, benliğimiz ile bütünleşme sürecine girip, gerçek kimliğimizi buluruz.
Her insanın doğası değişiktir, her insanın kişisel menkıbesi kendine aittir, bunlar ile bütünleşip bilinçdışı ile bilincin bütünleşmesini sağlamaz isek, kronik tatminsizlik, depresyon ve diğer psikolojik ve psikomatik problemler ile karşılaşırız.
Dr. Jung’a göre benliğe ulaşma yolunda kişi ilk önce kendi gölgesi ve anima/animus‘u ile yüzleşmelidir. Kişinin gölgesi ile yüzlesmesine Dr. Jung, “cesaretin ilk adımı” diye niteler. Kimileri için bu kişiliğin karanlık yüzü ile karşılaşmak cok rahatsızlık vericidir. Zaten bu işi yapmamızın sebebi de budur, çünkü bu kabullenemediğimiz duyguları dışarı yansıtırız.
Bu yansıtmayı nasıl yaptığımızı anlamak istiyorsak dış dünyadaki kişilere veya olaylara duyduğumuz tepkilerin derecesini gözlemleyelim. Yansıtma, duygu ile beraber gelir. Eğer kötü diye algıladığımız olayın temelinde kişisel bir etmen yok ise, en fazla pişmanlık veya acıma gibi duyguları içerir. Fakat duygu bundan daha güçlü ise, o zaman bize böyle hissettiren nedir diye kendimize sormalıyız. Burada eklemem gereken sey her yansıtma kötü değildir, cünkü bazen doğru kızgınlık gerekli sosyal değişimide beraberinde getirir. Kendi duygularımızı sahiplenip, gölgemizi yansıtmaktan kurtulmanın en büyük avantajı olarak dünyayı daha aydınlık görmeye başlarız ve etrafımız ile ilişkilerimiz düzelir çünkü negatif doğamızı “işte dünya bu, hayat berbat, zaten öleceğiz..” gibi düşünceler ile dışarıya yöneltmekten vaz geçeriz. Gölgelerimiz ile yüzleşmenin zor tarafı onların genelde bize utanç verici ve ürkütücü olmasıdır.
Doğum haritası danışmanlığı ile girdiğiniz yol kolay bir yol değildir. Gölge çalışmasını yaparken dışarıdan gözlemcilere ihtiyacınız olacak. Bu bir Jungian terapist yada güvendiğiniz yakın bir arkadaş olabilir. Harita analizinden aldığınız bilgileri onlarla tartışabilirsiniz. Gölge analizinin bir saffasında anima/animus’unuz ile karşılasacaksınız. Bunların herbiri benliğe giden yolda önemli adımlardır.
|