|
BİLİNÇALTIMIZDAKİ SEVGİLİ
Her erkeğin içinde feminen, her kadının içinde maskülen özellikler olması sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir gerçektir. Psikiyatrist Carl Jung’un tanımlamasına göre her kadının bilinçdışında Animus (erkil veya maskülen yön), her erkeğin bilinçdışında Anima (feminen yön) vardır. Bu özellikler seksüel veya davranış unsuru olmaktan çok arketipsel enerjilerdir.
Bu içimizdeki karşıt enerjileri anlayıp bilincimize getirmekle Uzakdoğunun Yin ve Yang kavramının birleşmesine benzer bir bütünlüğe ulaşılır. Jung’a göre bilinçdışımızın “Gölge” faktörünü bilincimize getirme “ çırak başarısı”, maskülen veya feminen yönümüzü bilincimize getirmek ise “usta başarısı” dır.
Jung’un dediği gibi bilinçdışında bıraktığımız özelliklerimiz başımıza kader olarak gelir, dışımız içimizin bir yansımasıdır. Anima ve Animus da bilinçdışında kaldığı sürece karşı cinse yansıtılıp ilişkilerimizi etkiler, aynı tür ilişkiler adeta kaderimizdir. Yansıtmayı bilinçli olarak yapmayız, bu otomatik olarak gelişir. Farkında olmadığımız Anima ve Animus yönlerimizi birine yansıttığımızda o kişiyi algılamamız ciddi olarak etkilenir ve bu bizi problemli ilişkilere sürükler.
İçimizdeki kadın veya erkek karşı cinse yansıtıldığı zaman, o kişi bizim için çok çekici olur. O kişiye hayran oluruz, mutluluğumuz, geleceğimiz ona bağlanır. O kişi ile kendimizi bütün hissederiz, kendi içimizde ulaşamadığımız bütünlüğe bu kişi ile ulaştığımızı düşünürüz.
Bu hayran oldugumuz kişiyi de çoğu zaman tam olarak tanmıyoruzdur fakat zaten onu tanımamak bizim için bir şeyi değiştirmez çünkü ruhumuzun derinliklerindeki maskülen (Animus) veya feminen (Anima) yönüne aşık olunmuştur.
Nedir bu gizemli Anima ve Animus?
Animus, bir kadının, erkeğe içindeki masküleni veya erkili yansıtığı zaman o erkegin birden mukemmel, kahraman, kurtarıcı, üstün insan oluvermesidir. Kadın onunla tamamlandığını düşünür. Bu tip yansıtmalar genellikle konuşma ve ikna kabiliyeti kuvvetli erkeklere yönledirilir. Erkek, kadının gözünde, gerçekte olabileceğinden daha kıymetlidir. Kadın, erkeğin ışığı altında gezinmekten hoşlanır ve kendi ışığını erkeğe yönlendirdiğinin farkında degildir, kendi değerinin ve potansiyelinin farkında olmaz. Erkek bu yansıtmadan ilk önce hoşlanır ama daha sonra kadın ona bağımlı gelmeye başlar. İlişkinin bu gerçek dışı unsurları ona sıkıntı verir.
Animusuna yenik düşmüş kadın önyargılar, genellemeler, banal fikirler, eleştirilerin ustasıdır. Bu hal doğada maskülen özellikler olan rasyonelliğin veya mantığın manipule edilmiş şekleridir. Negatif Animus’un fikirleri genelde hoş veya yapıcı değildir, ne zaman bir fikir beyan etse, otoriter ve değişmez tavırdadır. İnsanlar onun direk, mudanasız ve eleştirisel konuşmasına tepki gösterir. Bu kadın kuvvetli görüse de hisleri çok çabuk incinir. Diğer insanların neden kendini sevmediğine anlam veremez, zaten kendine de pek tahammülü yoktur.
Görünüşte fikirlerinin bir mantığı vardır fakat bu mantık o olay için geçerli değildir. Animusunun etkisi altında olan kadınla bir konuşma ya sert ve tek yonlu mantık çercevesinde gelişir. Genelde mantık olarak söylemlerinde bir hata yoktur fakat soyledikleri erkeğin duygularını ifade etmesini engeller ve kadından o an beklediği sıcak, duygusal, feminen cevaplar değildir.
Bu kadının çocukları da annelerinden bekledikleri sıcaklığı alamaz, genelde disiplinci ve eleştirisel bir annedir. Bu annenin çocuklarına karşı sıcak duyguları yok demek değildir fakat animus onları göstermeye engeldir.
Negatif animus kadının yaratıcılığını elinden alır çünkü ne zaman yaratıcı bir fikir aklına gelse bilinçaltından “onu şu veya bu nedenden yapamazsın ” hissi gelir.
Psikoanalist John Sanford’a göre Animus etkisi altında kadın ile kendini feda eden kadın arketipi arasında da fark yoktur, her ikisi de içlerindeki maskuleni sağlıklı ifade edemeyen birer kadın tipidir.
Anima ise erkek bilinçdışındaki feminen yöndür ve bu yön ifade edilemeyip karşı tarafa yansıtıldığında karşısındaki kadın ilk önce bundan çok hoşlanır, beğenildiğini ve değer verildiğini düşünür, böyle bir zihin imajini taşımak insana güç verir.
Fakat zamanla kadına başkasının ruhunu taşımak ağır gelir. Kendi gibi olduğunda erkeğin kızdığını veya onu beğenmediğini farkeder. Aslında erkek onu olduğu gibi değil istediği gibi görüyordur. Erkeğin içindeki feminen imajın tatmini eninde sonunda insan realitesi ile çatışır.
Kadın ne zaman bu yansıtmanın kısıtlarından kurtulmaya çalışsa sahiplenici, kıskanç veya kızgın bir erkek ile karşılaşır. Artık kadın erkeğin seksüel yaklaşımından da kuşkulanmaya başlar, sanki ilişkilerini yansıtmayan bir aşırılık ve sekse takma durumu vardır. Bu erkek seks ile içindeki feminen ile anlık birleşme istemektedir, kadın ise ilk önce ilişki sonra seks olması gerektiğini düşünür. Erkeğin pozitif yansıtması realite ile zorlandığında negatif yansıtmaya dönebilir, ilk görüşte aşık olduğu kadın, birden kötü olur.
İçindeki feminen yada Animanın tesiri altında olan erkeğin morali iner, çıkar. Kendi psikolojisi hakkında fikri olmayan erkek bu moral veya mod değişimi yüzünden devamlı hayatındaki kadını suçlar. Bu modlar kronikleşirse erkeği depresyona veya alkolizm gibi kötü alışkanlıklara sürükleyebilir. Anima tesirindeki erkek takıntılar besler, dinmek bilmeyen huzursuz bir hareketliliği vardır, asabi ve rasyonel olmayan şekilde kavga eder, atmosferi zehir edecek bir yorum ondan beklenir, aslında duygularının esiridir ve duyguların kötü kullanımı doğadaki feminen özelliklerin kötü kullanımıdır.
Homoseksüel iliskilerde ise roller değisir erkek rölü üstlenen kadın Anima yansıtmasına, kadın rölü üstlenen erkek ise Animus yansıtmasına maruz kalacaktır.
İlişkilerde gelişmemiş düşünce (Animus yansıtması) ve duyguların (Anima yansıtması) anlaşamaması şaşırtmaz. Zayıf egolu, anima etkisindeki erkeğin, kuvvetli görünen animus tesirindeki kadını eş olarak seçmesi ya da yenik düşmüş animus etkisindeki kadının, onu devamlı eleştirip küçümseyen bir erkekle birleşmesi de bizi şaşırtmamalıdır.
Bu yansıtmaları hep kötü olarak değerlendirmemeliyiz. Onların ayrı dünyaların insanı olan kadın ve erkeği birleştirme gücü yadsınmamalıdır, bir çok aşk ilişkisi yansıtma ile başlar. Ancak bu yansıtmayı bilincimizi geliştirmek için kullanmak veya ilkel duyguların çarkında dönüp durmak arasında bir seçim yapmamız gerekir.
|