İLİŞKİNİN KİMYASI

Tıpkı kimyada iki maddeyi birleştirince yepyeni üçüncü bir maddeyi bulmamız gibi ilişkilerde de iki kişinin birleşmesinden üçüncü bir enerji doğar ve buna ilişkinin enerjisi denir. Bu enerji ilişkideki kişilerin bireysel enerjilerinden farklıdır ve ilişkideki kişilerin karakterlerini ve gelişimlerini direk olarak etkiler. Bu birleşme sonucu bu iki kişi en iyi ihtimalle olgunlaşır ve gelişir, en kötü ihtimalle ikiside acı çeker veya ilişki biri için olumlu, diğerinin kişisel gelişimi için olumsuz olur.

Bazı insanlar içimizdeki kötüyü çıkarır, bazıları da kötüden iyiyi. Bazen karşıdakine yardım etmek isterken sadece onun tepkisini çekeriz. Bazı zamanlar, fark etmeden kendimizi karşımızdakinin tıkanmış yeteneklerini ortaya çıkartırken bulabiliriz ya da tüm destekleyici tavrımıza rağmen bir diğerinin yaratıcılığını engelleyebiliriz.

Bazen çiftler arasında yaşanan büyük aşk, güven ve şevk erozyonuna uğrar. Bazen kendimize uymayan bir ilişkiye ömür boyu mahkum olurken, bazen de ayrı kalmak zorunda olduğumuz birisine çok derin hislerle bağlanabiliriz.

Peki doğru enerjileri ortaya çıkarabileceğimiz ilişkiyi nasıl bulabiliriz? Bu sorunun cevabını vermeden önce bizi karşıdaki ile bir araya getirenin ne olduğunu iyi anlamamız gerekiyor.  

Bizi Bir Araya Getiren Nedir?

Başka bir kişiye duyduğumuz çekim tahmin ettiğimiz kadar basit değildir. Herkesin güzeli ve ideali kendine diyoruz peki karşıdakinde ne arıyoruz ya da ona baktığımızda ilk gördüğümüz nedir? Nedir bu çekimi özel yapan? Nedir bizi bir araya getiren?

Karşıdaki kim olursa olsun değişmeyen faktör karşıdakinde aradığımız özelliklerin kendi içimizde eksik hissettiğimiz yönler olduğudur ve bu genelde bilinçli olduğumuz bir konu değildir. Zaten ilişkiler olmadan bilinçaltımızı bilincimize getirip kendimizi tam anlamıyla tanımamız imkansız gibi bir şey çünkü kendimizi görmemiz için karşımızda başka bir insanın bize ayna görevi yapması gerekiyor.

Bilincimizde olmayan her özelliği, yani bilinçaltımızı, ya dışarıya yansıttırız ya da bastırırız. İmajımızdan, en derin duygularımıza, içimizdeki melekten, şeytana ve kendimizde olduğunu kabullenemediğiz bütün duyguları karşımızdakine adeta bir sinema projeksiyonu gibi yansıtırken, karşıdakinin yaptıklarının bizi neden bu kadar etkilediğini ve rahatsız ettiğine de bir anlam veremeyiz.

Carl Jung’un psikolojisi ilişkilerde içimizdeki femineni ve masküleni karşı tarafa yansıtmaya Anima veya Animus projeksiyonu, içimizdeki kabul etmediğimiz yönlere ise gölge adını veriyor.  

Karşıdakine karşı bir çekim hissediyoruz, çok beğendiğimiz, takdir ettiğimiz, ihtiyacı içinde olduğumuz yönlere sahip görünüyor. İliskinin cicim ayları bitince birden kavga patlak veriyor. Tam da ilişkinin derinliklerinde gezdiğinizi düşünürken birbirinizin patlayıcı noktaları ile karşılaşıyorsunuz, karışık duygular, beklenmeyen reaksiyonlar ikinizi de bayağı şaşırtmış olmalı. Üç ay sonra (ve kişinin olgunluk durumuna göre daha geç veya erken) en yakın arkadaşınıza “Onun böyle birisi olduğunu bilmiyordum” dediniz. Belki de baştan beri biliyordunuz fakat inanmak istemiyordunuz, yansıtığınız onca ışığın parıltısı gözünüzü kamaştırmış olmalı.

Her ilişkide malesef çiftlerin derinliklere attığı bilinçaltı baş rolü oynar ve bilinçaltının paylaşımı bilincimizde olanların paylaşımından oldukça farklıdır. Çiftlerin birbirlerinde zaman zaman tetikledikleri bu derinlerden yukarı çıkan bilinçdışı korkular, savunma reaksiyonları ilk başta anlayamadığınız acı verici zorluklara neden olur. Fakat eğer bunların altındaki nedenleri ve duyguları anlamak istiyorsak bu çatışmalar bize kendimizi tanımak ve anlamak yolunda ipucu verebilir. Karşıdakini suçlamayı bırakıp, kendimizi gerçekten tanıma olgunluğuna erebilirsek ilişkiler de en güzel meyvelerini vermeye başlar, kişilerin beraber büyümesine ve birbirlerine şefkat ile yaklaşmasına sebep olur.  

             
ana sayfa carl jung ve astroloji yazilar analiz istek analizler bize ulasin site design