Anasayfa Yazılarım Yas Tutabilmek
Yas Tutabilmek PDF Yazdır e-Posta
Ne yaparsak yapalım değiştiremeyeceğimiz bazı özelliklerimiz vardır. Örneğin davranış şeklimizi değiştirsek te, karakterimiz değişmez. Genlerimizden gelen bir takım sorunları da herhangi bir terapi ile değiştiremeyiz, örneğin disleksi veya bipolar hastalığına yakalanmaya yatkınlığımız değişmez. Bir kafa traumasının, zehirin, iltihabın beynimizde yaratığı etki için de pek bir şey yapamayız.  Aynı şekilde kronik bir hastalığın veya fiziksel bir sorunun zihnimizde bıraktığı izlere yapabileceğimiz azdır. Ayrıca geçmişimizde değiştiremeyeceğimiz ve psikolojimizi derinden etkileyen olaylar ve acı gerçeklerimiz vardır.  Örneğin bir ayrımcılığa, şiddete maruz kalmış, çok sevdigimiz birini çok erken kaybetmiş veya hasta veya sakat bir çocuğu büyütüyor olabiliriz.  Bu kategoride olup kimilerine göre kötü sayılmayan fakat bize kayıp ve hayal kırıklığı hissini yaşatmış sayısız hatıra da zihnimizde yerini çoktan almıştır. Biz bunların çoğuna kader diyerek değiştiremeyeceğimizi anlasak ta zaman zaman farkında olmadan bir tür inkar ve gerçek olmayan bir hayal dünyasının içine itiliriz.  Bunu ya savunma mekanizması olarak kendi kendimize yaparız ya da etrafımızda teselli etme iyi niyeti ile psikolojimize ne kadar zarar verdiğini bilmeyen insanlar yapar. Örneğin kaybettiğimiz ve bizim için değerli bir yakınımızın ardından “çekmeden öldü, iyi yaşadı” dendiğini, belki de hayatımızı etkileyecek bir hastalık tehşisi konduğunda “tıp çok ilerledi, hemen iyileşeceksin, felanın durumu daha kötüydü iyileşti “ diyerek teselli etmeye çalıştıklarını biliriz. Adeta bizi seven, düşünen bu insanlar yas tutmamıza izin vermez, bizi üzgün görmek istemez.. Halbuki normal bir yas tutma sürecinden geçmemiz, kaybettiklerimiz ve hayal kırıklıklarımız için yeterince üzülüp, sonunda kaybedilen her ne ise içselleştirmeden, kendimize pay veya sorumluluk çıkarmadan onun artık gittiğini kabul etmemiz psikolojimiz için gereklidir.  Doğa bize değiştiremeyeceğimiz hayal kırıklıkları karşısında hissettiğimiz duygularla barışma kapasitesi de vermiştir. Hayatımızın bir aşamasında çok sevdiğimiz bir şeyi kaybettiğimizde, limitlerimizle karşılaştığımızda, istediğimiz herşeye sahip olamayacağımızı anladığımızda doğal olan, bir müddet sağlıklı yas tutma sürecinden geçmemizdir. Aksi takdirde psikolojik bir katılık ve regresyon içine düşeriz.  Psikolojide de her zaman amaç sağlıksız bir davranışı, düşünce yapısını, bozuk morali, gelişmemiş savunma mekanizmasını veya gelişim dinamiklerini değiştirmek değildir bazen de değiştiremeyeceğimiz gerçeklere adaptasyonun öğretilmesi gerekir.  Böyle bir adaptasyonun ilk aşaması kayıplarımızı anlayıp onlar için yas tutmaktır. Böylece üzerimizden inkar ve hayal dünyasının etkisi kalkar. Bunlar ortadan kalktıkça hayattan daha realistik beklentilerimiz olur.  Örneğin genetik olarak depreyona yatkın bir kişi bile adaptasyon sayesinde kendinden nefret etmek yerine zaman zaman depresyona düşebileceğini kabul etmeyi öğrenir. Bunu bilince belki alkol ile kendini uyuşturmak yerine ilaç almayı ve terapiyi de düşünebilir.   1917’de Freud o günün depresyon araştırmalarına dayanarak yayınladığı “Yas ve Melankoli” adlı makalesinde yas tutmanın ve depresyonun zıt iki reaksiyon olduğunu anlatır.  Bir kayıp veya hayal kırıklığı karşısında tutacağımız yas, kaybımızın hayatımızda yarattığı boşluğu farkedip, buna doğal reaksiyon olarak üzülmemizi sağlayacağını ve bir müddet sonra bu kaybı benliğimizle iliştirmeyip kendimizden ayıracağımızı fakat yas tutmaya izin vermezsek neyin kaybedildiğini tam anlamayıp, benliğimizi körelteceğimizi ve depresyona gireceğimizi söyler.  Herhangi bir sebepten bu aşamada isek depresif reaksiyonumuzu yas tutmaya çevirmemiz gerekir. Bunu kendimiz başaramazsak psikoterapinin yardımı büyüktür.  Kayıplarımız, hayal kırıklıklarımız ve değiştiremeyeceğimiz gerçekler karşısında üzülmemiz, hatta çok üzülmemiz doğaldır.  Belki kaybedilenin hiçbir zaman yeri doldurulamayacak veya unutulmayacaktır fakat yas sürecinin sonunda egomuz kaybedilen karşısındaki güçsüzlüğünü anlayacak, kendini suçlamayacak ve kaybedilensiz bir yaşama adapte olacaktır.  Doğanın dengesi ve döngüsü budur ve böylece yolumuza devam ederiz…