| Herkesin Birşeyler Bildiği Ama Kimsenin Tam Bilmediği Konu |
|
|
|
|
Son günlerde haberlerde gözünüze ilişiyordur astrologların dünyanın yörünge değişimini tam hesaplamaması yüzünden herkesin burcu değişmiş veya Plüton gezegen artık değilmiş, ya cüce gezegenmiş veya planetoid diye birşeymiş ve astrolojiye ne olacakmış? Hele etrafta sıkça dolaşan şu gezegenler arası çekim alanı insanları etkileniyormuş ve bu da astrolojinin altında yatan bilimsel olguymuş şehir efsanesine ne demeli.
İnsanların herşeyi bilimsel olarak açıklama hevesi temeli tamamen ruhani ve psikolojik olan astrolojiyi de malesef zehirlemektedir. Bütün bunlar olurken astrolojinin işine hiç akıl sır erdiremeyen veya üzerinde tam araştırma yapmamış kişiler de “bak gördünmü bunlar fasa fiso demiştim” diyerek haklı çıkmanın verdiği gurur ile garip bir sevinç içine giriyor. Aslında bu yanılsamayı hoş görmek lazım çünkü yaşadığımız ortam, sanayileşmeden arta kalan kırıntılar 5,000 yıllık bir inanışı kolayca bilimsel olmadığı için rededebilir. Psikiyatrist ve psikoanalist Carl Jung insanların bu herşeyi bilimsel tabana oturtma çabasını psikolojik olarak son derece sağlıksız bulmuş ve hatta günümüzde artan psikolojik sorunların kaynağını bu bilimsellik adına insanın doğadan kopması olduğunu söylemiştir. "Bilimsel anlayış yaygınlaştıkça, dünyamız insanlıktan uzaklaştı. İnsan kendini evrende yanlız hissediyor çünkü doğa ile ilişkisini kopardı ve duygusal "bilinçaltı kimliğini" kaybetti. Doğa olayları sembolik anlamını kaybetti, şimşek artık tanrıların kızgınlığı, yıldırım onların okları değil. Nehirlerin ruhu, ağaçların hayat ile ilişkisi, yılanın bilgeliği kalmadı, mağralar artık canavarların evi değil, taşlar, hayvanlar, bitkiler insanlar ile konuşmuyor ve kimse doğadan bir mesaj duysa bile inanmıyor. İnsanın doğa ile ilişkisi bu sembollerin ona sağladığı büyük duygusal enerji ile birlikte yok oldu" C.G. Jung, ed., Man & His Symbols, p.95. Evet doğa olaylarına bir anlam yüklemekten uzaklaşmak ve doğadan aldığımız hisleri bilinen fizik tabanına oturtamadığımız için yalanlamak psikolojimiz için oldukça zararlıdır. Bugünkü beyin kapasitemizin açıklayamadığı her alanda kuşkuya düşüp, inancımızı yitirdiğimizde malesef doğanın ve hayatın anlamını da kaybedip depresyona giriyoruz. Halbuki evren ve doğa hakkında bilimsel olarak ispatlayabildiklerimiz ne kadar da az… Evet astroloji fizik bilgilerimizle açıklayacağımız bir olgu değildir, psikolojik bir olgudur. Astroloji insanlara ilkel çağlarda açıklayamadıkları ve kutsal kabul ettikleri gök yüzü olayları ile kendi ortamları arasındaki parallelliği farkettiği anda başlayan psikolojik bir yansıtmadır. İlk MÖ. 3,000 li yıllardan kalan Babil ve Sümer mezar taşlarında farkedilen bu yansıtma hala günümüz insanının kafasını meşgül etmektedir. İnsanlık geliştikçe gezegenlere atfedilen doğa olaylarının anlamı da devamlı değişmektedir. Artık Nil nehri her Temmuz ayının ikinci dolunayında taşmıyor, dolayısı ile Yengeç burcunun bizim için anlamı da gelişiyor. Örnegin 6. ev köleler, hizmetçiler ve büyük baş hayvanları sembollemek yerine, günlük işleri ve ofis hayatını temsil etmeye başladı. Bu degisim bir anda olmaz generasyonlarla ıfade edilen zamanla gelişir. Yeni bulunan gezegenler, yeni keşfedilen yörüngeler bir şekile artan bilincimizle yeni sembollere ve psikolojik yansıtmalara gebe olduğumuzu gösterir. Astroloji inanışının altında teklik bilinci yatar. Diğer bir değişle astrolojiyi doğal olayların üzerimizdeki etkisinin bir dili olduğuna inanan insanlar evrenin birliğine ve herseyin tek olmasına da inanır. Gökyüzünde ne oluyorsa dünyamızda, çevremizde aynı etki altındadır çünkü insanlar bir bütünün parçasıdır. Kısaca bir gezegen felan takım yıldızından geçerken bir olayın tekrarlandığını hissediyorsa ve bu hislerini bir yıldıza yansıtmışlarsa bu doğrudur ve buna inananlar için bu her gün gelisen ve karmaşıklaşan dünyamızda hala kafa sağlıklarını koruma konusunda umut vardır. Richard Tarnas da astrolojiyi doğanın bir dili olarak kabul edenlerin aslında doğadan kopmamış şanlı azınlık olduğuna söyler. Tarnas ın kaydedilmiş tarih ile, astrolojik sembollerin parallelliğini belgelediği “Cosmos & Psyche (Evren ve Zihin)” adlı kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum. “Endüstri devriminden önce insan benliği evren ile iç içeydi ondan sonra insan giderek benliğini evrenden ayırdı ve evren ile ilişkisini ben ve diğerleri, benim isteklerim ve diğer’e dönüştürdü. Bunun sonucu gözlerimizin önünde yaşanan global drama ve şiddettir. …evren ile bütünleşme konusunda astroloji ile ilgilenlenenler şanslıdır çünkü hali hazırda evrenin bütünlüğü ve entegrasyonu ilkesi üzerine oturturulmuş bir sistem ile çalışırlar.” Richard Tarnas, Cosmos & Psyche, p.58 (Richard Tarnas, Phd. Harvard ve Syracuse mezunu Akedemisyen, Filozof ve Psikologdur ayrıca bestseller “The Passion of the Western Mind” ‘in yazarıdır.) |


