| Rüyaların Gösterdiği |
|
|
|
|
İster hiç görmediğimizi iddia edelim yada hiç hatırlamayalım, her aksam REM uykusunda dört yada beş defa rüya gördüğümüz bilimsel bir gerçek. Onlara kapalı olmak büyük bir ihtimalle bilinçaltınıza da kapalı oluğunuzun göstergesi olabilir.
Ne kadar yok saysak ta bilinçaltımızın farkedilmek gibi bir dürtüsü var ve biz istemesek dahi o kendini bize türlü yollarla farkettirmeye çalışıyor. Ağzımızdan kaçırdıklarımız, nereden geldiğini bilmediğimiz çıkışlarımız, anlamsız huzursuzluklarımız, damdan düştü etkisi yapan esprilerimiz, birisi A derken, bizim B diye anlamamız gibi türlü araçlara sahiptir bilinçaltımız. Fakat bunların içinde onun en kıymetlisi ise rüyalarımızdır. Freud rüyaları ”bilinçaltına giden en asil yol” diye tanımlamış. Zamanında kendi kültürümüz dahil bir çok kültür onları içsel bilgeliğimize ulaşma yolu olarak kullanmış ve hatta onlar aracılığı ile gelen mesajlara kutsal anlamlar yüklenmiş. Anneannem istiareye yatarken tabi ki bu işin Asklepios’un -hani bizim Kaz dağlarındaki -tapınaklarında kullanılan temel iyileştirme aracı olduğunu bilmiyordu. Anavatanı bizim topraklarda olan antik çağların spalarında insanlar özel ritüellerle rüyaya hazırlanır ve sorunlarına merhem yada sorularına cevap için adeta bir rüya kuluçkasına yatırılırlarmış. Temelinde zihin iyileşmesi ile bedenin iyileşmesi inanışı yatan bu anlayışla derinlerdeki anlam veremediğimiz sıkıntılara ulaşmak için rüyalarımızı kullanmayı ve onları yorumlamayı araç olarak kullanmak bze insanlığın verdiği en eski yöntemdir. Psikiyatrist Carl Jung egomuz hala hayatımızın en önemli faktöru iken, rüyalarımızında günlük sorunlarımızdan ve isteklerimizden etkilendiğini söyler. Ego fantazisini devam ettirmek için benliğimizi kontrol altına alır ve diğer herşey onun için ikincildir veya yoktur ve bu etkiyle rüyalar da günlük hayatın kırıntılarına dönüşür. Freud ve arkadaşlarının gençken bile böyle rüyalar görmekten utandıklarını birbilerine bunları anlatmayıp gizlediklerini bir yerde okumuştum. Hani artık ben egomun esareti altında değilim, farkında bir kişiyim gibisinden (fakat bir şey ne kadar inkar edilirse, o kadar içimizde büyür o da başka mesele). Genelde hayatın ikinci yarısında egolarının esaretinden kurtulmuş olan şanslı kişiler kendilerini bir bütünün parçası olduğunu anlamaya başlar ve böylece rüyaları artık onlara “ben” in sorunları ve isteklerinin yanısıra kolektif kültürden ve doğadan mesajlar taşımaya başlar (çünkü her nekadar inkar etsek te bizler doğanın bir parçasıyız!). Hiç görmediğimiz yerlerin detayları, hiç bilmediğimiz efsanelerin satır araları bu rüyalarla sembolik olarak bize akmaya başlar. Tabi rüyaların sadece kişisel bilinçaltı ile alakalı olduğunu sananlar için bu görüntülerin ayrıntılarındaki netliğini yıllar önce gördükleri bir filmden yada okudukları kitaptan olmasına yorarlar. Bilincimiz her ne kadar kendini doğadan ayırsa da bilinçalımız parçası olduğumuz doğaya bağlı kalır ve bu yüzden örneğin bir kişin ölümünü rüyamızda görup ertesi gün ölüm haberi almamıza şaşırmam.
Rüyaların dili semboliktir ve bize bildiğimiz birşeyi söylemez: Bütün kültürlerde ortak semboller olmasına rağmen genelde rüyarımız kişiye özeldir. Bu yüzden bir rüya kitabı alıp rüyanızın anlamını bir kaç satıra indirgemek hem bir işe yaramaz, hemde kendi bilinçaltınza giden yolda yanlış saptamalar yapacağı için oldukça zararlıdır. Öteyandan bilinçaltımız ve bildiklerimiz işin içinde olduğu için kendi rüyalarımızı yorumlamak da o kadar zordur. Kanımca bir rüyanın en iyi yorumunu sizin zihninizi yakından tanıyan psikoanalistler veya analitik psikologlar yapabilir. Ancak böyle bir imkan yoksa bildiğiniz olayların tuzağından onları kurtarmaya özellikle dikkat etmelisiniz. Kendi bilinçaltımızı anlamk için rüyalardan yardım alırken yerleşmiş bazı yanlış bir inanışları da bir kenara bırakmalısınız. Örneğin rüyanızda arkadaşınız Ayşe’yi veya bababınızı gördüğünüz zaman bu illa onlardan haber alacaksınız demek değildir. Tamam doğanın parçasıyız, hiç gitmediğimiz yerleri bütün detayları ile görebiliriz dedik ama bu rüyalar çok nadirdir. Kendi bilinçaltınız anlamaya çalışırken Ayşe veya babanızı birer sembol olarak düşünmelisiniz, onlar sadece sizin zihninizin bir parçasıdır ve onların ruhunuz için neyi temsil ettiğini anlamaya çalışmalısınız. Bütün karakterler, hatta hayvanlar veya cansız eşyalar dahil sadece zihninizin parçalarını gösteren birer semboldür. Dr. Jung aynı cinsten kişileri genelde kişinin gölgesini (içinizde kabul etmediğiniz özellikler), karşı cinsten kişilerin ise anima veya animus’u (kadının içindeki maskülen, erkeğin içindeki feminen yön) temsil ettiğini söyler. Karım rüyamda saçmasapan davranıyordu diyen kişinin problemi karısı ile değil kendi ifade edemediği feminen yöndedir. Kimbilir belki duyguları ile doğru iletişimi kuramıyordur. Çok görünen rüyalardan uçmak belkide Freud’un dediği gibi seksüel içerikli değil, o günlerde yaşadığımız bir olayda ayaklarımızın yere basmaması veya olayları hafife almamızla alakalı olabilir mi? Bir yerden düşmek ise Jung’a göre ego enflasyonunu kaldıramamaktır. Kendinizi olduğunuzdan daha yüksek bir yerde görürken özbenliğiniz bizle aynı fikirde olmayabilir. Sık sık görünen ev rüyaları ve o evdeki odalar aslında kendi vücudumuzun bölümlerini sembolize edebilir. Mutfakta sık sık yangın mı çıkıyor, ben olsam mideme baktırım. Toplu alanlar örneğin uçak, toplumun baskılarının üzerinizdeki etkisini veya okul gibi yerler o yıllardan kalan kompleksleri, tıkanıkları temsil edebilir. Her rüya sembolü sizing bir parçanızdır. Dr vo Franz’ın tekniğini kullanırsak diyelim rüyanızda arkadaşınız Ayşe ile çocukluk evinizdesiniz. Psikolog bunun üzerine çocukluk evinizin nasıl olduğunu, oradaki ortamı, o dönemdeki duygularınızı anlamaya çalışır. Sonra arkadaşınız Ayşe’nin sizin için ne anlama geldiğini…mesela sıkıcımıydı, beraber bir yaramazlık mı yaptınız vb. çağrışımları sorar. |


